Aylin Nazlıaka'dan Çok Çarpıcı Açıklamalar

Tarih : 11 Ağustos 2017

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, Meclis'te yaptığı basın toplantısında haftalık değerlendirmede bulundu. 

Nazlıaka'nın açıklaması şu şekilde:

Biz Bu Kafa İle Gurur Duyuyoruz! 

Değerli basın mensupları;

Geçtiğimiz hafta müftülere nikah yetkisi hakkında bilimsel veriler ışığında bir açıklama yapmış ve yasa tasarısının son 10 yılda yüzde 700 artan çocuk istismarının ve çocuk yaşta evliliklerin artmasına yasal kılıf olacağı konusunda iktidarı uyarmıştım.

Yaptığım açıklama sonrasında bu yasa tasarısını Meclis gündemine getiren hükümet kanadından da açıklamalar geldi. Konuya dair ilk açıklama Mahir Ünal’a ait. Hükümet sözcüsü Mahir Ünal eleştirilerimizi hedef alarak: “Bu kafa 1930larda, 40larda kaldı” diyor. Bir diğer açıklama ise hizmet ettiği makam, görev ve amaç hala tartışmalara gebe olan Bekir Bozdağ’a ait: “Bu değişiklik, laiklik ilkesine aykırı değildir; aksine tam da laiklik ilkesinin gereğidir; hukuk devletinin gereğidir" diyor.

Bu vahim açıklamalar yetmezmiş gibi; çocukların her türlü istismara karşı korunmasından birinci dereceden sorumlu olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya da bu yasa tasarısının laikliğe aykırı olmadığını belirten bir konuşma yaptı ve ekledi: “Devletimize, kurumlarına, memurlarına güvenmemiz lazım.”

Değerli arkadaşlar,

Önce Mahir Ünal’ın sözlerine yanıt vererek başlayacağım. Birincisi bizi kastederek onların kafası 1930larda, 1940larda kaldı diyor ya; işte biz o kafayla gurur duyuyoruz; çünkü o dönemlerde Türkiye’de kadın-erkek eşitliği adına önemli adımlar atılmıştır. Kendilerinin kafası ise hala Osmanlı’daki kadınların statüsünde kalmıştır. Kadının nüfus sayımlarında dahi sayılmadığı, çok eşliliğin meşru olduğu, kadın ölümlerinin bir kader olarak görüldüğü, kadının bir değil; iki şahit ile ancak sözünü dinletebildiği, kadınların eşleri tarafından kolayca kapının önüne koyulabildiği o dönemi kendisine hatırlatmak isterim. Ne yazık ki AKP’nin ‘Yeni Türkiye’ tanımında kadınlar iki cinsiyetten biri değil; ikinci cinsiyettir. Tıpkı büyük şair Nazım Hikmet’in mısralarında anlattığı gibi;

“ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen

ve soframızdaki yeri

öküzümüzden sonra gelen”

Asıl bu kafa çağ dışıdır, asıl bu kafa karanlıktır ve bu kafa Cumhuriyet’in devrimleriyle hesaplaşma içinde olan zavallı bir çaba içerisindedir. Mahir Ünal, üzgünüz, kafayı resetlemesi gereken sizlersiniz.

Diğer cevabım ise Adalet Bakanı olduğu dönemlerde Türkiye’de adaleti mumla arar hale geldiğimiz Bekir Bozdağ’a olacak. Bekir Bey; sizi doğruları söylemeye davet ediyorum. Nasıl ki “bu ülkede attığı tweet yüzünden tutuklanan bir Allah’ın kulu var mı?” diye sorduğunuzda yüzünüz kızarmıyorsa; laik devleti, kadın- erkek eşitliğini hedef alan bu yasa tasarısının laikliğe aykırı olmadığını söylerken de aynı pervasızlık ve utanmazlık içindesiniz! Kendilerine ilkokul 1. sınıf bilgisiyle cevap vereceğim: Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır ve buna karşı atılan her bir adım laikliğe karşıdır, gericidir ve dini iktidar gücüyle toplumsal yaşama müdahale aracı olarak kullanmaktır.

Bir diğer cevabım ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’na olacak. Kendisinden bir önceki Bakan Ensar Vakfı’nda yaşanan utançla ilgili “bir kereden bir şey olmaz” demişti hatırlarsanız. Fatma Hanım’ın da performansı seleflerini aratmıyor. Sayın Kaya’ya soruyorum: Ortada güvenilecek kurum mu bıraktınız? Yetiştirme yurdunda tacize uğrayan, yanarak yaşamını kaybeden çocuklarımızı, her gün basına düşen kimi kamu görevlilerinin istismar haberlerini yok sayarak nasıl böyle bir açıklama yapabildiğinizi aklım almıyor.

Ahmet Hamdi Çamlı Tipi Yeni Türkiye Projesi!

Değerli arkadaşlar,

Geçtiğimiz günlerde AKP Milletvekili ve TBMM Eğitim Komisyonu Üyesi Ahmet Hamdi Çamlı: “Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmek faydasızdır” diyerek kör bir cehaletin ete kemiğe nasıl büründüğünü bir kez daha bizlere göstermiş oldu. Kendini twitter hesabında “Dersaadet Mebusu” olarak tanıtan bu zatın milletvekili olması, üstelik de eğitim komisyonu üyesi olması utancımızdır. Bu şu demektir arkadaşlar: Bilim dışarı, gerici müfredat içeri! İşte bu zihniyet ülkemizin gençlerini kendi öğretileri ile yetiştirmeye kalkıyor. Sonra bir bakıyorsunuz TÜBİTAK projesinde “papaz eriğini imam eriğine çeviren aletler” alkışlanıyor, “organik hoşaf” asrın projesine dönüşüyor…

AKP iktidarının “Yeni Türkiye” tarifi nedeniyle, en fazla zarar gören alanlardan biri de eğitim oldu. 6 Kez gerçekleşen Bakan değişikliğini “otomatiğe bağladık” diye övünen, 4+4+4 ile eğitimin üzerine adeta beton döken bu sistem çocuk yaşta evliliklerin ve çocuk işçiliğinin de önünü açtı. Olan çocuklarımıza oluyor. Proje okullarını KHK’larla yok eden ve köklü okulları İHL’lere çevirenler bir gerçeği unutuyor. Bakınız; geçtiğimiz gün açıklanan üniversite sonuçlarına göre 222 bin imam hatipliden yalnızca 40 bini üniversiteye girebilmiş. Yani 5 imam hatipliden sadece biri lisans eğitimi görmeye hak kazanmış. Biz kimsenin okuduğu okula, almak istediği eğitime karışacak değiliz, ama görülmesi gereken bir gerçek var: Bilimsel eğitim almayan her öğrencinin vebali AKP’nin üzerindedir. Yıllardır kat sayı mağduriyeti ile kendini avutan iktidar, imam hatipliye esas kat sayıyı kendisi uygulamaktadır. Bilimsel müfredattan uzak her eğitim, öğrenciyi başarısızlığa mahkum etmektir.

Değerli arkadaşlar;

Ülke gündemi yoğun, siyaset hızlı şekilde akıp geçiyor. Ancak bugün burada özellikle vurgulamak istediğim bir konu var ki gerçekten canımızı yakıyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra TMSF’ye devredilerek kayyum atanan Adularya Madencilik’ten daha önce de bahsetmiştim. Bu işçiler yaklaşık 4 aydır evlerine ekmek götüremiyorlar. İşçiler, aileleri, çocukları aylardır yoksullukla mücadele ediyor; emeklerinin karşılığını alamıyorlar.

Adularya Termik Santral ve Madencilik’te santralde 80, madenin yer altı bölümünde 600 ve yer üstünde 400 işçi çalışıyor. 2012 yılında hizmete geçmesi planlanan santralde 2016 yılında çok kısa bir süre üretim olmuş, ancak daha sonra durmuş. Santrale kömür sağlayacak olan maden kısmında üretim devam etmiş. 15 Temmuz’dan önce Naksan bünyesinde olan bu şirketin durumu iyiymiş; çünkü devlet bu kömürü fak-fuk-fon dahilinde satın alıp dağıtıyormuş. 15 Temmuz öncesi hükümet eliyle ihya edilen şirketin patronu FETÖ’cü çıkınca bedeli evine ekmeğini yer altından götüren işçilere ödetiliyor. Bu emekçi kardeşlerimizin ne suçu var?

AKP İşçileri Yetim Bıraktı!

Değerli arkadaşlar,

TMSF’ye devredildikten sonra tek muhatabı devlet olması gereken işçiler adeta yetim bırakıldı. Aylardır evlerine ekmek götüremez durumdalar. Ziyarete gittiğimde bir işçi cebinden intihar mektubunu çıkarıp gösterdi, “artık dayanamıyorum” dedi. Bir işçi çocuğunun boğazımı düğüm düğüm eden şu sözlerini söyledi: “Baba, beni parka götür, söz senden dondurma falan istemeyeceğim.” Kimin bir çocuğa böyle bir cümle kurdurmaya hakkı var?

Bu işçilerin suçu ne, bilmek istiyoruz! Devlet bu kurumu TMSF’ye devrederek “burası artık benim” demiştir. Sizin olana neden sahip çıkmıyorsunuz o halde? İşçiyi muhatapsız bırakmanızın nedeni nedir? Bu işçiler maaş almadıkları halde hala çalışmaya devam ediyorlar. Çünkü değerli arkadaşlar, madenler yaşayan organizmalardır. O işçilerin bir gün dahi madende çalışmaması demek göçük olasılığı demek, madenin işlevsiz bırakılması demek… Hep milli madencilikten söz ediyorsunuz. Bu sizin döneminizde yapılmış bir madendir. Bir milli servettir. Yetkililer madeni mi kapatmak istiyorlar, bunu bilmek hakkımız. Aksi halde hep kullanılan “milli madencilik” bir hamasetin ötesine geçemez.

Buradan tekrar, sizin aracılığınızla yüzlerce işçi için çağrıda bulunmak istiyorum. Adularya Madencilik çalışanları için artık bıçak kemikte. Özellik Sayın Berat Albayrak’ın bu konuya artık duyarsız kalmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. Ben bu konuyu görüşmek için kendisinden üç hafta önce randevu istedim, ancak tık yok. TMSF Başkanı ile görüştüm. Sendika Başkanı ile görüştüm. İşçi kardeşlerimizin borçlarının ertelenmesi için Vakıfbank Yönetim Kurulu Başkanı ile görüşüp söz aldım. Bayram öncesi mağdur edilmesinler diye kaymakam ile görüştüm ve yardım sözü aldım ama bu konu sadece yaklaşık 3000 kişilik ailenin sorunu değildir. Türkiye’nin sorunudur. Bu nedenle hükümetin hızla konuya el atması gerekir. Bu sabah Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile görüştüm. Kendisine bir dosya sunacağım. Bu işçilere ücret garanti fonundan bir ödenek verilebilir. Ya da yasal alt yapı sağlanarak 117 milyarlık işsizlik fonundan para aktarılabilir.

Buradan hükümet yetkililerini uyarıyorum: Gelin, bizim olan bu madene ve mağdur işçilere sahip çıkın. Çözüm çok basit: bu santral çalışacak, maden kömür verecek, elektrik üretilecek ve işçiler maaşlarını alacak. Aksi halde yaşanacak en ufak olumsuzluğun vebali üzerinizde olacaktır!