Aylin Nazlıaka'dan Ebru Tireli Saldırısına Sert Tepki

Tarih : 09 Aralık 2016

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, parkta spor yaparken saldırıya uğrayan Ebru Tireci hakkında basın açıklaması yaptı. "Ebru Tireci yalnız değildir, ne kadına şiddeti ne de kadın cinayetlerini affederiz" diyen Nazlıaka'nın açıklaması şu şekilde: 

"Değerli basın mensupları,

Aklımıza mıh gibi çakılmış, yüreklerimize acı bir hançer gibi saplanmış, iktidarın karanlık söylemlerinin kurbanı olmuş kadınlarımızdan bazılarının isimlerini paylaşarak sözlerime başlamak istiyorum:

Güleser Şimşek, Fatma Şengül, Cansel Bağlı, Bircan Topbaş, Medine Taşkın, Saniye Ulukaya, Hatice Kaçmaz, Fatma Metin Öz, Ayşe Paşalı, Dilay Gül…

Farklı kentlerde yaşayan, eğitim düzeyleri, meslekleri, yaşam biçimleri, yaşları, hobileri, hayata bakışları birbirinden farklı olan on ayrı kadın kardeşimiz. Tek ortak noktaları var: bir erkek tarafından öldürülmüş olmaları.

Her birinin farklı bir öyküsü var. Kim bilir belki sizler de onlardan biriyle aynı araca bindiniz. Belki aynı marketten alışveriş yaptınız, aynı yerde çay içtiniz, aynı toplumsal olaylara üzüldünüz.

İşte çok uzağımızdaymış gibi algıladığımız, ama aslında yanı başımızda yaşanan bu insanların öykülerini kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.  

- Güleser Şimşek Ankara'da yaşıyordu. Hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski kocası tarafından, “koruma kararına rağmen” 50 yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

- Fatma Şengül Mersin’de yaşıyordu. 47 yaşındaydı. Anneydi, geleceğe dair umutları vardı. Kocası tarafından önce boğuldu, daha sonra defalarca bıçaklandı. Kocanın gerekçesi ise “bana senden koca olmaz dedi” şeklindeydi.

- Cansel Bağlı, Manisa’da yaşıyordu. Henüz 17 yaşındaydı. Erkek arkadaşı tarafından “telefonuna başka erkeklerden mesajlar geliyor” diye öldürüldü. Cansel’in cansız bedenine ne yazık ki olaydan üç gün sonra, bir dere kenarında ulaşıldı. Oysa bu yaşta ölmek değil yaşamak yakışıyordu ona.

- Bircan Topbaş, Antalya’nın Serik ilçesinde yaşıyordu. Daha 25 yaşında ve yeni evliydi, tartıştığı eşi tarafından öldürüldü.

-Medine Taşkın, Şanlıurfa’da yaşıyordu. 28 yaşındaydı, töre cinayetine kurban oldu.  Çocuğunu almak üzere evinden çıktı, kimliği belirsiz kişiler tarafından sokak ortasında vuruldu.

-Saniye Ulukaya ise on altı yıllık eşi tarafından katledildi. Yatağında kocası tarafından dört kez bıçaklanarak öldürüldü. İki çocuk annesiydi.

-TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz, evlilik teklifini reddettiği kişi tarafından on beş bıçak darbesiyle öldürüldü. Bunlardan üçü Hatice Kaçmaz’ın kalbine denk geldi. Dava sonunda verilen karar katil zanlısını deyim yerindeyse ödüllendiriyordu. Kararda cinayetin gerekçesi “Aşırı sevgiye bağlı, kasti olmayan cinayet” olarak yazılıyordu.

- Fatma Metinöz; eşinden boşanmak istedi. Eşi tarafından pompalı tüfekle vurarak öldürdü. Fatma Metinöz, geride bir çocuk bırakarak aramızdan ayrıldığında henüz otuz üç yaşındaydı.

-Ayşe Paşalı eski kocası tarafından defalarca dövüldü. Paşalı defalarca şikâyette bulundu, ancak önlem alınmadığı için eski kocası tarafından öldürüldü. Geride üç çocuğu kaldı.

-Dilay Gül, 21 yaşındaydı. Bir erkeğin arkadaşlık teklifini kabul etmediği için boğazı kesilerek öldürüldü. Dilay üniversite öğrencisiydi, umutları, geleceğe ilişkin hayalleri de kendisiyle birlikte yitip gitti.

Değerli basın mensupları,

2010 yılından bu yana bin 638 kadın cinayete kurban gitti. 2015 yılında 303 kadın öldürüldü. 2016 yılında 202 kadın katledildi. Bunlar ne basit bir istatistik, ne alelade bir rakam, ne de sıradan bir üçüncü sayfa haberi. Tüm bu isimler, bu kadınlar, her biri ayrı birer hayat, ayrı birer hikaye. Tüm bu veriler, sönen hayallerin, arkada gözü yaşlı kalan çocukların, anaların, babaların da hikayesi aynı zamanda…

Kadına yönelik şiddet tırmanıyor. Kadın cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Ne yeteri kadar önlem alınıyor, ne de iktidarın kadın şiddetini besleyen söylemi değişiyor. Bu arada şiddetin boyutu da biçimi de derinleşiyor.

Toplum öyle bir noktaya sürüklendi ki herhangi bir kadın hiç ummadığı bir anda, otobüste, pazarda ya da parkta hiç tanımadığı bir erkeğin saldırısına uğrayabiliyor. Ayşegül Terzi’nin uğradığı insanlık dışı saldırının yankıları henüz taze iken dün yeni bir olay daha yaşadık. Manisa Turgutlu’da parkta spor yapan Ebru Tireli isimli bir vatandaşımız sapkın bir erkeğin saldırısına uğruyor, karnında taşıdığı bebeğin hayatını korumak için, hamile olduğunu söylüyor, saldırgan durmuyor, saldırısına devam ediyor. Yaşadıklarını özetlerken “üzerimde mont vardı, her yerim kapalıydı” demek zorunda kalıyor.

Eğer bir kentte kadınlar korkmadan istediği saatte sokağa çıkamıyorsa, o ülkede kadın erkek eşitliği ve demokrasi vardır diyemeyiz. Eğer bir ülkede kadınlar ve çocuklar sokakta, parkta korkmadan hareket edemiyorsa, o ülkede özgürlük var diyemeyiz.

Şimdi sormak istiyorum, aramızdaki bu canavarları kim yarattı? Kadına yönelik her türlü şiddet ve kadın cinayetlerindeki bu ağır tablo kimin eseridir?

Değerli basın mensupları,

Bu korkunç, bu insanlık dışı tablo iktidarın bir türlü vazgeçmediği, her kelimesinden zehir akan, kadını ikinci sınıf gören söylemlerinin yansımalarıdır.

Toplumu bu şiddet sarmalından çıkarması gerekenler ne yapıyor? Bu şiddeti bilinçaltlarında haklı gösterecek söylemlerine ve politikalarına devam ediyor. Hatta bu söylemlerin dozunu giderek artırıyor. Kadınların sürdüğü rujun rengi, kaç çocuk doğuracağı, nasıl güleceğine kadar her alanda topluma kendi çağ dışı düşüncelerini dikta ediyor. Bu kişilere söyleyeceğimiz söz şudur, önce aklınıza ve düşüncelerinize çeki düzen verin, nasıl çağdaş insan olunur, nasıl medeni ülkelerde olduğu gibi kadın erkek bir arada yaşar bunu öğrenin. Biraz toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine okuma yapın. Bu yaşadıklarımız iktidarın kirli söyleminin toplumun derinliklerine saklanmış canavarları nasıl gün yüzüne çıkardığını gösteriyor. 

Küçücük bir çocukla evlenmeyi düşünmek bile akıl almayacak bir durumdur. Bu suçu işlemiş olan tecavüzcüleri ve istismarcıları afla çıkartacak kadar rayından çıkmış bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Hükümet yetkilileri kadına yönelik şiddete dair yaptığımız çalışmalara ya ilgi göstermiyor, ya da üstünü kapatmaya çalışıyor. 25 Kasım 2015 tarihinden 15 Kasım 2016’ya kadar milletvekilleri tarafından kadın sorunlarıyla ilgili verilen 130 soru önergesinin 73 tanesini yanıtsız bırakılmıştır. 

 

Değerli basın mensupları,

Ebru Tireli örneği bu toplumun kodlarıyla ne denli oynandığın başlı başına göstergesidir. Bu olay bize neyi hatırlattı, biliyor musunuz? TRT 1’de bir programda konuşan Ömer Tuğrul İnançer’in “hamile kadınlar sokakta gezmesin” sözlerini… Biz bu ifadelerden sonra, yine bu kürsüden kadın örgütleri temsilcileriyle açıklama yaparak duruma tepki göstermiştik. Hemen sonra RTÜK’e bu sözlerle ilgili de başvuruda bulundum. O zaman yetkililere bu sözlerin kanun dışı olduğunu da hatırlatmıştım. Çünkü adı geçen ifadeler, 6112 sayılı kanunun yayın hizmet ilkelerini düzenleyen 8. maddesinin (e) bendinde yer alan, “Irk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, özürlülük, siyasi ve felsefi düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez” ve (s) bendinde yer alan; “Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez” ilkelerini açıkça ihlal ediyordu. Ancak tüm bu başvurulara rağmen dönemin RTÜK Başkanı Davut Dursun, basının İnançer’in sözlerini çarpıttığını öne sürerek şikâyetlerimizi göz ardı etti. Konuyla ilgili yaptığımız başvuruların ya üstü örtüldü ya da cevapsız bırakılarak konu ört bas edildi.

 

Üç yıl önce yine bu salonda bu konuyla ilgili yaptığım basın açıklamasında “‘alo hamile gördüm’ hattı ile sokakta dolaşan hamileleri ihbar eden insanlar mı türeyecek" diye sormuştum. Görüyorum ki üç yılda dahi o denli geriye gitmişiz ki, bırakın hamile olarak sokakta dolaşanların ihbar edilmesini, bu kişiler darp edilir hale gelmiş! Hiçbir olay, tesadüfler sonucu gerçekleşmez. AKP iktidarı boyunca; gazetelerden, televizyon kanallarından, sosyal medya üzerinden o denli kadın düşmanı, cinsiyetçi, şiddet doğuran bir dil kullanıldı ki, bu karanlık zihniyet kendinde şort giyen bir kadına tekme atma, spor yapan hamile bir kadına şiddet uygulama hakkı görür oldu. Bu bir tesadüf değil… “Kadın mıdır kız mıdır bilmem”, “o kızın da orada ne işi varmış”, “bir kereden bir şey olmaz”, “eşine itaat et, rahat et” diyen bu zihniyet, ne yazık ki böyle saldırganlara da hamilik yapmış oluyor. Kadın cinayeti davalarındaki her iyi hal uygulaması, kullanılan her cinsiyetçi kelime bu ülkenin kadınlarının yaşamlarına, güvenliklerine mal oluyor. Şimdi bir de pembe trambüs uygulaması gündemde. Kadını adeta karantina altına alan, kamusal alanları cinsiyete göre bölen bu tedbirler yerine kadın için tehdit oluşturan zihniyetlere karşı tedbir alın!

Biz kadınlar, bu karanlığı sorgulayacağız. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir kadın, ne gerekçe ile olursa olsun aşağılanmayı, şiddet görmeyi, katledilmeyi hak etmiyor. “Bir kadın bile eksilmeyeceğiz” diye söz vermiştik, artık bu sözü değiştiriyorum. “Bir kadının bile saçının teline zarar gelmesine izin vermeyeceğiz”

Kadınlar, bu karanlığa sığmaz…"