Aylin Nazlıaka "Kelepçeli Fantezi" Sözlerini Mahkemeye Taşıdı

Tarih : 06 Mart 2017

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, TBMM Genel Kurulu’nda demokratik hakkını kullanarak yaptığı eylem esnasında hakkında çirkin ifadelerde bulunan Fuat Uğur’a, Talat Atilla’ya ve Ömer Turan’a dava açtı.

 

Avukatı Gökhan Candoğan aracılığıyla Ankara Adliyesi’nde tazminat davası açan Nazlıaka, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun “eleştiri sınırları aşılarak öz ve biçim arasındaki dengenin bozulmasına, cinsiyetçi söyleme ve dürüstlük kurallarına aykırı olan beyanlara” dair aldığı kararlara vurgu yaparak ilgili kanun hükümlerini hatırlattı.

 

-Neler Olmuştu?

 

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, 19 Ocak günü Anayasa görüşmelerinin ikinci turunda kendini Meclis kürsüsüne kelepçelemiş ve MHP milletvekillerine seslenmişti. Nazlıaka’nın demokratik hakkını kullanarak yaptığı bu protesto, Kanal 24 yorumcusu Ömer Turan tarafından “Meclis sizin kişisel fantezilerini gerçekleştireceğiniz bir yer değildir. Kelepçe ya da kırbaç, gidin evinizde yapın, Meclis’i kirletmeyin!”, Türkiye Gazetesi yazarı Fuat Uğur tarafından; “Aylin Nazlıaka’nın kelepçe fantezisi. Bir dahaki sefere deri giysili kırbaçlı adamı da getirsin yanına. Çok eğlenceli olur” diye yorumlanmıştı. Fuat Uğur kendine tepki gösterenlere ise; “CHP’li ve solcu sapıklar, kadını ve erkeği hepsi birden ağız dolusu küfürlerle saldırıyor. Ağızları lağım çukuru. Sözümüz turnusol kağıdı” diyerek hakaret etmişti. Nazlıaka’nın saldırıya uğraması üzerine ise “fantezi bitti” diye yakışıksız imalarda bulunmuştu. Aynı saatlerde A Haber’de yayınlanan Arka Plan yorumcusu Talat Atilla, Nazlıaka ile ilgili; “… senin bu milletten kopalı, bu milletle bağını koparalı bu kadar yıllar olmuş, sen geliyorsun, son dakika itibariyle eylem olarak kelepçeli, kırbaçlı bir eylemi milletin önüne direnme olarak getiriyorsun” demişti.

Davayı açtıktan sonra açıklama yapan Nazlıaka: “Bir siyasetçi olarak elbette eleştirilere açık olmak zorundayız. Ancak hakkımda söylenenler eleştiri sınırlarının çok ötesindedir. Gerçeğe aykırı, onur kırıcı ve şahsımı itibarsızlaştırmayı hedefleyen bu sözleri sarf edenler yargı önünde hesap vermelidir. Bir kadını hedef göstermenin en kolay yolu; kadını cinsiyeti üzerinden ayrıştırmak, aşağılamak ve toplumsal normlar üzerinden onun yaşantısına dair önyargılar oluşturmaktır. Benim yaptığım demokratik eylemi bir erkek vekil yapsaydı, acaba yine kırbaç, fantezi gibi kelimeler havada uçuşacak mıydı? Elbette hayır! Bu zihniyetlere İstanbul Sözleşmesi’ni hatırlatmak isterim” dedi ve sözleşmenin siyasi, söylemsel başta olmak üzere her türlü düzlemde gerçekleştirilen ayrımcılığın şiddet doğurduğu maddesine atıfta bulundu: “Bu zihniyetler, bastırılmış bilinçaltını bu eylem üzerinden kadın düşmanlığı olarak dışa vuruyor. Her söz sahibine aittir. Bu çirkin sözleri kendine yakıştıranlar, kadına şiddetin bir türü ve ilk aşaması olan sözlü şiddete hizmet ettiklerinin farkına varmalıdır” dedi.

Nazlıaka; “gücünü kadının klişeleşmiş rol ve özelliklerine dair oluşan önyargılardan alan bu kafa yapısındakiler, bir kadının demokratik hakkını kullanarak etkili bir duruş sergilemesini hazmedemez. İşte bu nedenle kadın kimliğimi ve siyasi yönelimimi hedef aldılar. Cinsiyete, siyasi görüşe, dine, dile ve ırka karşı ayrıştırıcı beyanlarda bulunmamak en temel hukuk kurallarından biridir. Birilerine bu kuralları yine hukuk yoluyla öğreteceğimizi umuyorum” diyerek şöyle devam etti:

“Bu zihniyetler yargı önünde hesap verecekler. Bu dava sadece benim değil; onuruyla, cesaretiyle Cumhuriyetimizi korumak için çırpınan herkesin davasıdır”