Hakkımdaki Tedbirin Kaldırılmaması Kararına İtiraz Ettim

Tarih : 18 Şubat 2016

Dava Konusu                         : CHP Parti Meclisi’nin 07.02.2016 tarihli toplantısında alınan “tedbirli olarak” kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkine dair Anayasa ve ilgili yasal düzenlemelere usul yönünden açıkça aykırı karara tedbir yönünden itirazımızı reddeden YDK Başkanlığının 17.02.2016 tarih ve 2016/3 sayılı kararının kaldırılması ile müvekkilin Anayasal haklarını ölçüsüz bir şekilde sınırlandıran tedbirli sevk kararının yargılama sonucuna kadar tedbiren durdurulması istemini içerir dilekçedir

Karar Tebliğ Tarihi             : 18.02.2016 

A. Açıklamalar

1. Mart 2015’de yapılan önseçim sonucunda Ankara 1.Bölge’de ikinci sıraya yerleşen ve Kasım 2015’de Ankara Milletvekili, ardından da 17 Ocak 2016 tarihinde yapılan Genel Kurul’da da Parti Meclisi üyesi seçilen müvekkil Ankara Milletvekili Nazlıaka’ya (Ek-1, vekaletname) 08.02.2016 tarihinde tebliğ edilen yazı ile; 

“Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekilinin Atatürk resmini odasındaki duvardan indirdiğine ilişkin asılsız ve gerçeğe aykırı iddiaları ortaya atarak partiyi kamuoyunda tartıştırmanız” eylemi nedeniyle CHP Tüzüğü’nün 68/A,F ve 70/A/a-b hükümleri uyarınca, tedbirli olarak “KESİN ÇIKARMA CEZASI” istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmenize karar verilmiştir.

bildirimi yapılmıştır. (Ek-2, 08.02.2016 tarihli bildirim) Bu karar ile birlikte müvekkilin ismi parti web sayfasından ve SMS (toplu gönderim) sisteminden çıkarılmış, Partinin 10.02.2016 tarihinde yapılan kapalı grup toplantısına müvekkil çağrılmamıştır. (Ek-3, işlemleri gösterir belgeler) 

2. Yasal ve meşru bir dayanağı bulunmayan, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu hükümlerine usul yönünden açıkça aykırı, maddi gerçekleri inkar eden bu kararın, derhal uygulamaya geçilerek müvekkilin siyasal faaliyette bulunma hakkını kısıtlayan “tedbire” ilişkin kısmına, Tüzük’ün 68 inci maddesi hükmü uyarınca itiraz edilmiştir. (Ek-4, itiraz dilekçesi)

3. İtirazı değerlendirmek üzere 17.02.2016 tarihinde toplanan YDK, ekte bir örneği sunulu 2016/3 sayılı karar ile; koşulları oluşmayan itirazın reddine karar vermiştir. (Ek-5, itiraz ret kararı)

B. Mahkemenizde Açılan Dava; Görev ve Yetki

4. Siyasi Partiler Kanunu’nun 53-59 uncu maddeleri arasında disiplin hükümleri yer almaktadır. Madde 59’da, “Partiden geçici çıkarmayı veya kesin çıkarmayı gerektiren hallerde, disiplin cezası verilmesi için sevk kararı almaya yetkili olan parti organları, tedbir niteliğinde olmak üzere, disiplin kuruluna sevk edilen üyeyi parti içindeki görevlerinden derhal uzaklaştırabilirler.İlgili, bu tedbir kararının kaldırılmasını sevk edildiği disiplin kurulundan istiyebilir. Bu istek, disiplin kurulu tarafından yedi gün içinde karara bağlanır.” hükmü bulunmaktadır.

5. Buna göre; GEÇİCİ veya KESİN ÇIKARMAYI GEREKTİREN hallerde ilgilinin parti içindeki görevlerinden derhal uzaklaştırılması mümkün olup bu karara itiraz imkanı mevcuttur. Bu hükümden yola çıkarak, tedbir kararının,

ancak ve ancak GEÇİCİ veya KESİN ÇIKARMAYI GEREKTİREN hallerde

verilebilecek bir karar olduğu sonucuna varılırken, öngörülen parti içi itiraz yolunun kullanılması sonucunda verilen kararın NİHAİ/KESİN nitelik taşıdığı görülmektedir.

6. CHP Parti Tüzüğü’nün 72.maddesinde, YDK’nun kendisine gönderilen dosyaları dört (4) ay içerisinde karara bağlayacağı öngörülmüşken, 68 inci maddesi son fıkrasında da, haklarında tedbir (önlem) kararı olan üyelerin parti içi seçme ve seçilme haklarını kullanamayacakları belirtilmiştir. 

7. Tüm bu hüküm ve düzenlemelerden çıkan sonuç; tedbirli olarak YDK’na sevk edilen üyenin, dört ayı aşan bir süre boyunca (dosyası sonuçlanıncaya kadar) üyelikten kaynaklı hiçbir hakkını kullanamayacağı, anılan dönemde Anayasal bir hak olan siyasi faaliyette bulunma hakkından yoksun bırakılacağıdır.

8. Dolayısıyla; sonuçları itibariyle bu kadar ağır olan “tedbir” kararının, YDK kararına kadar kaldırılması istemiyle dava açma hakkının kullanılması, anayasal bir hakkın ölçüsüz ve keyfi bir şekilde kısıtlanmasının engellenmesi için bir zorunluluktur. Aksi taktirde, ilgili siyasal haklarını önemli sayılabilecek bir süre boyunca kullanamayacaktır.

9. Bu çerçevede; hak arama özgürlüğü ve ölçüsüz/keyfi işlemin Siyasi Partiler Kanunu’nda yer alan “disiplin kuruluna sevkeden organ veya merci veya disiplin kurulunun görev ve yetkisizliği veya alınan kararların kanuna, parti tüzüğüne ve iç yönetmeliğe şekil ve usul bakımından aykırı bulunduğu iddiasıyla” (madde 57) hükümlerini ihlal ettiği teziyle dava açılması söz konusudur.

C. Suçlamaya Konu Olay

10. Müvekkil ile üç partili milletvekili arasında geçen özel bir görüşme/sohbet sırasında söylenen bazı hususlar, çarpıtılmış bir şekilde basına aktarılmıştır. Nitekim, bu konuyu ilk kez yazan gazeteci “CHP’li Nazlıaka Atatürk’ü Sildi” başlığı ile verdiği haberde, müvekkil Nazlıaka’nın bir milletvekili arkadaşının odasındaki Atatürk resmini indirdiğini, bunu da “yeni şeyler söylemek” gerekir diyerek açıkladığını, Nazlıaka’nın olayı yalanlaması halinde ise tanık CHP’li milletvekillerinin olayı doğrulayacağını, yazmıştır. (Ek-6, ilk haber ve ilgili diğer haberler)  Oysa Atatürk’ün resmini indiren bir başka CHP milletvekilidir.

11. Olayın basına aktarılışı ve haber içeriği gözetildiğinde; haberin bir başka CHP’li milletvekili tarafından basına iletildiği açıktır. Müvekkil Nazlıaka, özel sohbette geçen sözleri kamuoyuna aktaran kişi değildir. Aksine, çarpıtılarak aktarılan olayın mağdurudur.

12. Müvekkil, 14 Aralık 2015 tarihinde yapılan haberden hemen sonra CHP Genel Başkanı’ndan randevu alarak, iddiayla ilgili Genel Başkanı bilgilendirmiş ve kendisinin mağduru olduğu iddia ile ilgili Parti’nin kurumsal olarak olayı çözümlemesini beklemiştir. Ancak, parti yönetimi hiçbir işlem yapmamış ve tartışmanın kamuoyunda büyümesine, müvekkilin siyasi lince maruz kalmasına neden olmuştur.

13. Bütün bunlara rağmen, çalışma ve faaliyetleriyle parti kamuoyunda takdir toplayan müvekkil, 17 Ocak 2016’da yapılan seçimler sonucunda Parti Meclisi üyesi seçilmiştir.

14. Sonrasında, olayın üzerinden iki aya yakın bir süre geçtikten sonra, bir soruşturma başlatılmış ve müvekkile 06.02.2016 tarihinde verilen bir muhakkik raporuna dayalı olarak Parti MYK’sında alınan kararla durum Parti Meclisi’ne sevk edilmiş ve ardından yukarıda bahsedilen kararlar alınmıştır.  

D. Hukuka Aykırılıklar

i. Usule ve Yetkiye Aykırı Karar; Hatalı Bir Şekilde Kesin İhraç İsteminde Bulunulması ve Tedbir Kararı Alınması

15. Parti Tüzüğü’nün 68/F fıkrasında, “kesin çıkarma ve geçici çıkarma istemi ile disiplin kuruluna gönderen organ gerekli görürse önlem niteliğinde olmak üzere üyeyi görevden uzaklaştırabilir” hükmü bulunmaktadır. Buna göre, tedbirli olarak sevk için “kesin ve/veya geçici çıkarma” isteminde bulunulması gerekmektedir.

16.  Parti Tüzüğü’nün “Parti Suçları” başlıklı 70.maddesinde kesin ve geçici çıkarma cezası gerektirir suçlar sayılmış olup müvekkile isnat edilen 70-A -(a) ve (b) fıkraları şu şekildedir; 

A. Kesin Çıkarma Cezası Gerektiren Parti Suçları

a. Programa ve Tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak,

b. Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak,

17. Müvekkilin kesin çıkarma cezası ile sevkine dayanak gösterilen fıkralar Tüzük 70/A/a-b fıkralarında yer alan “a. Programa ve Tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak, b. Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak,” suçları iken, gerekçe “Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekilinin Atatürk resmini odasındaki duvardan indirdiğine ilişkin asılsız ve gerçeğe aykırı iddiaları ortaya atarak partiyi kamuoyunda tartıştırmanız” olarak gösterilmiştir.

18. Suçlama gerekçesi incelendiğinde; müvekkilin asılsız ve gerçeğe aykırı iddialar ortaya atarak partiyi kamuoyunda tartıştırmakla suçlandığı görülecektir. Bu suçlama esas olarak hiçbir haklılığı olmayan bir suçlama olmasına karşın, Mahkeme’nin hukuki denetimine tabi olan alan itibariyle, suçlama ile yaptırım arasındaki illiyetin incelenmesi, usul yönünden hukuka uygunluk denetimi yapılması gerekmektedir.

19. Kesin çıkarma istemi için dayanak gösterilen “Programa ve Tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak, Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak” hükümlerine yönelik bir ihlal SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Müvekkil hangi kural ve karara aykırı hareket etmiştir?

20. Parti Tüzüğü’nün 70 inci maddesinde kınama ve uyarma cezası verilecek haller de düzenlenmiş olup,

“partili üyeler ve yöneticiler hakkında bilerek ve isteyerek aslı olmayan söylentiler çıkarmak, bunları yaymak”

fiili kınama cezasını,

partililerin kişilikleri ile uğraşmak, parti üyeleri hakkında küçük düşürücü sözler söylemek

uyarma cezasını gerektirir bir fiil olarak tanımlanmıştır.

21. Görüleceği üzere, sadece bir an için, iddianın doğru olduğunun kabul edilmesi halinde “asılsız iddialarda bulunmak” eylemi en fazla kınama cezasını gerektirir bir suçlamaya konu olabilecektir. Yani, suçlamaya konu fiilin USULEN DOĞRU SEVK MADDESİ 70/A-a/b DEĞİLDİR. 

22. Hatalı niteleme nedeniyle “tedbirli olarak” Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk söz konusu olabilmiştir. Zira, TEDBİR/ÖNLEM kararı sadece geçici veya kesin ihraç istemi halinde söz konusu olabilmektedir. Yani, Parti Meclisi ve/veya Parti Meclisi kararına itirazı değerlendirme yetkisi olan YDK, sadece ve sadece bu hallerde TEDBİR KARARI VERME YETKİSİNE SAHİPTİR. Usulen kınama cezasının söz konusu olduğu bir durumda hiçbir parti organının TEDBİR KARARI VERME YETKİSİ YOKTUR.

23. Görüleceği üzere; USULEN HATALI SEVK nedeniyle Parti Meclisi ve buranın kararına yapılan itirazı reddeden YDK, olayda TEDBİR KARARI VERME YETKİSİNE sahip değildir. Bu yönüyle davaya konu karar açıkça Siyasi Partiler Kanunu ve Tüzük hükümlerine aykırıdır.

ii. Ölçülülük İlkesine ve Demokratik Esaslara Aykırı İşlem

24. Demokratik bir rejimde, “ölçülülük/orantılılık” ilkesi, her türlü eylem ve işlemde öncelikle gözetilmesi gereken kurallardan birisidir. T.C. Anayasası’nın 13 üncü maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz" denilerek ilkenin anlam ve değeri anayasal bir norm ile ortaya konulmuştur.

25. Ölçülülük ilkesinin uygulamadaki anlamını ise; “..ölçülülük ilkesi, bir özgürlük ya da hakkı sınırlandırmada başvurulan aracın, sınırlandırmayla ulaşılmak istenilen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, sınırlandırma aracının, amaç için gerekli olması, araçla amaç arasında ölçülü bir oran bulunması alt görünümlerini içeren ..” bir ilke olarak ifade etmek mümkündür. ( Yrd.DoçDr. Yücel Oğurlu, Ölçülülük İlkesi, sayfa 21, vd) Hak ve özgürlükleri sınırlayıcı kararlar ile temel hak ve özgürlükler arasında denge kurmaya çalışan bu ilke,

alt ilkelerini içermektedir. Gereklilik ilkesi ise, “.. gereklilik ilkesi, ölçülülük ilkesi uygulamasının ilk adımıdır. Bununla, sınırlandırmada “en uygun ve yumuşak” aracın seçilmesi kastedilir. .. Anayasa Mahkemesinin bir kararında bu alt ilke, “sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşma bakımından zorunlu olup olmadığını arayan zorunluluk-gereklilik” şeklinde ifade edilmektedir.

26. Müvekkil, milletvekili olarak siyasi hak ve ödevler arasında yer alan “siyasi faaliyette bulunma hakkını” kullanmaktadır. Tüm varlığıyla kendisini ait hissettiği Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde siyasi faaliyette bulunma hakkı da anılan anayasal hakkın bir gereği olup, bunun kısıtlanmasına yönelik tüm düzenlemeler AİHM kararlarında da vurgulandığı üzere, ölçülülük denetimine tabi tutulmalıdır.

27. Bu çerçevede ele alındığında; özel bir sohbette geçen sözlerin, bir başka kişi tarafından, üstelik de müvekkil Nazlıaka’yı hedef haline getirecek ölçüde çarpıtılarak aktarılması sonrasında olayın bizzat ve doğrudan mağduru olan müvekkilin, kesin çıkarma istemiyle siyasi faaliyette bulunma hakkının kısıtlanmak istenmesi, ölçülülük ilkesi temelinde demokratik bir hukuk devleti içerisinde kabulü mümkün olmayan bir girişimdir.  

28. İddia edilen olay iki ayı aşkın bir süredir kamuoyu gündemindedir. Basında yer alan ilk haberle birlikte Genel Başkan bilgilendirilmiştir. Kamuoyunda tartışma sürerken, Genel Kurul yapılmış ve müvekkil Parti Meclisi üyeliğine seçilmiştir. Yani; olay ne yenidir ne de yeni öğrenilmiştir. Bu durumda; olayın bu noktaya gelmesi, müvekkilin siyasi olarak karşı karşıya kaldığı ölçüsüz baskılara tek/kendi başına göğüs germesi sadece izlenmişken, olay tüm yönleriyle ortaya çıkmış ve konuşulmuş iken, tedbir istemli olarak disipline sevk işleminden NE GİBİ BİR YARAR BEKLENMEKTEDİR?

29. Tedbir ile ilgili düzenlemede, bağlı yetkinin söz konusu olmadığı, karar veren organın kararına bağlı olarak “uygulanabilecek” bir karar olduğu yazılıdır. Yani, kesin ihraç istemiyle YDK’ya sevk söz konusu olsa bile, hukuken ortaya konabilir haklı gerekçeler olmaksızın tedbirli sevk kararı verilmesi mümkün olmayacaktır. Olayımızda, belirtildiği üzere tüm sonuçlarıyla gerçekleşen bir süreç söz konusu iken, TEDBİR KARARINDAN BEKLENEN HUKUKİ YARAR, ölçülülük ilkesi gereği bu kararın GEREKLİLİĞİNİ ortaya koyan husus nedir?

30. Aksine, bu ölçüsüz ve keyfi yaklaşım, parti içi demokrasinin ortadan kaldırılmasına sebep olmaktadır. Siyasi partide, siyaset yapma haklarını kullanmak için bulunan milletvekilleri, tüm üyelerinin oyunu alma durumundan oldukça uzaklaşan bir yönetime karşı eleştiri sunamaz hale gelmişlerdir. Parti’nin önceki Genel Başkanı, eleştiriler getirdiği için kesin ihraç istemiyle şikayet edilmiştir. Bu şikayette, müvekkile yönelik keyfi bakış açısı ile sonuç alınmasının mümkün olduğunu gösterir sürecin etki ve katkısı vardır.

E. Tedbir İstemi Hakkında

31. Yukarıda belirtilen sebeplerle; dava konusu TEDBİRLİ SEVK ve bu karara yapılan itirazın REDDİNE dair YDK kararı açıkça yasal dayanaktan yoksun, usule ve yetki yönünden hukuka aykırı bir işlemdir.

32. Bu açıkça hukuka aykırı karar nedeniyle müvekkil, YDK’nın dört (4) ay içerisinde vermesi öngörülen kararına kadar parti içindeki tüm haklarını kullanamaz durumdadır. Seçme ve seçilme haklarından yoksun bırakılmanın ötesinde, parti web sayfasından ve SMS listesinden çıkarılmıştır. Parti yönetimi, tedbir kararını son derece hızlı bir şekilde uygulamış ve ihsası rey anlamına gelen bir yaklaşımla, müvekkilin Parti ile ilişiğini şimdiden kesmiştir.

33. YDK tarafından verilecek kararla, müvekkili hiç ceza almaması ve/veya uyarma/kınama cezası ile cezalandırılması mümkün ve olasıdır. Bu durumda, müvekkil, HAKSIZ TEDBİR KARARI nedeniyle dört ayı aşan bir süre siyasi hak ve özgürlüklerini kullanamamış olacaktır.

34. Bu nedenle; dosyanın öncelikle ele alınarak, yargılama sonucuna kadar TEDBİRLİ OLARAK SEVK işleminin uygulamasının durdurulması ile müvekkilin yasal haklarını kullanmasına imkan verilmesi için TEDBİR isteminde bulunma zorunluluğu doğmuştur.

G. Sonuç ve İstem

35. Yukarıda belirtilmeye çalışılan hususlar çerçevesinde;

  1. CHP Parti Meclisi’nin 07.02.2016 tarihli toplantısında alınan “tedbirli olarak” kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkine dair Anayasa ve ilgili yasal düzenlemelere usul yönünden açıkça aykırı karara tedbir yönünden itirazımızı reddeden YDK Başkanlığının 17.02.2016 tarih ve 2016/3 sayılı kararının tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte kaldırılmasına,
  2. müvekkilin Anayasal haklarını ölçüsüz bir şekilde sınırlandıran tedbirli sevk kararının yargılama sonucuna kadar tedbiren durdurulmasına,
  3. yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına,

karar verilmesini saygıyla dilerim.